Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” diyerek, Anadolu insanının üretimdeki, ekonomideki ve toplumdaki yerini net bir şekilde tarif etmişti. Bu söz, sadece bir övgü değil; aynı zamanda bir hedef, bir yol göstericiydi. Çünkü köylü üretir, köylü emek verir, köylü toprağa bereket katar. Onun alın teri, bu ülkenin gerçek zenginliğinin kaynağıdır.
Ne yazık ki, aradan geçen yıllar içinde bu anlayış giderek unutuldu. Büyük şehirler modern projelerle gelişirken, köyler ve tarımsal üretim çoğu zaman ikinci plana itildi. Özellikle son dönemde yapılan dev altyapı projeleri, şehirlerarası ulaşımı hızlandırırken köylerin içinden geçen küçük yolları ve tarım alanlarına giden güzergahları adeta kaderine terk etti.Bugün en somut örneklerden birini Aydın ile Denizli arasında yapımı tamamlanan yeni otoyolda görmekteyiz. Elbette bu otoyol ekonomik bir hareketlilik ve zaman tasarrufu vaat ediyor. Fakat işin bir de görünmeyen yüzü var. Bu yol, civardaki köylülerin hayatını kolaylaştırmadığı gibi daha da zorlaştırmış durumda. Özellikle geçim kaynağı zeytin olan köylerde durum vahim. Ağır iş makineleri, inşaat sırasında köy yollarını bozmuş, önceden traktörle, hatta küçük araçlarla kolayca ulaşılan zeytinliklere erişim artık neredeyse imkansızhale gelmiş. Köyün iç kesimlerinden başlayan bozuk yollar, zeytin alanlarına kadar uzanıyor. Derin çukurlar, taşlarla dolu patikalar, kapanan ara yollar… Bunların her biri, üreticinin işini katbekat zorlaştırıyor. Zeytin hasadı döneminde ise sorun daha da büyüyor. Çünkü zamanla yarışan üretici, hem iş gücü hem de ekonomik kayıp yaşıyor. Mazot masrafları artıyor, araçlar zarar görüyor, iş planları aksıyor. En acısı da köylünün sesini duyan pek olmuyor. Defalarca yetkililere şikayetedilmiş ama çözüm adına ciddi bir adım atılmamış.
Kozalaklı ve Karahayıt Mahallesi’nde tablo daha da çarpıcı. Karahayıt Mahallesi sakinlerinden Enes Akçiçek yaşadığı sıkıntıyı şu sözlerle dile getiriyor:
“Otoyol yapıldı ama bizim yollarımız tamamen bozuldu. Zeytinliğe gitmek için kilometrelerce dolaşmak zorunda kalıyoruz. Çamur, taş, çukur içinde araçlarımız zarar görüyor, işlerimiz aksıyor. Bize kimse kulak vermiyor.” Düşünün ki; şehirlerarası yolculuklar biraz daha kısalırken, köylü kendi zeytinliğine gitmek için daha fazla yol kat etmek zorunda kalıyor. İşte bu çelişki, köylünün nasıl unutulduğunu gösteriyor. Modern otoyollar şehirlerin refahını artırırken, köylünün hayatını zorlaştırıyorsa burada büyük bir yanlış vardır. Atatürk’ün “efendi” dediği köylüye değer vermek, sadece nutuklarda değil, günlük yaşamda ve uygulamada kendini göstermelidir. Otoyolları uygun olan yerlere yapmalıyız ama mümkünse doğayı yakıp yıkmadan, mevcut yollara da zarar vermeden…Tarım arazilerine alternatif geçişler sağlanmalı, üreticinin emeğine kolaylık tanımalıyız.Köylünün emeği ve toprağı, bu ülkenin geleceği için stratejik bir meseledir. Eğer köylü üretemezse, şehirlerdeki modern otoyolların da, yüksek binaların da bir anlamı kalmaz. Çünkü soframıza gelen ekmek, zeytin, sebze, meyve hep o köylünün emeğiyle var olur.
Sonuç olarak, köylüyü efendi gören anlayışın gereği, büyük projeler yapılırken onların yaşam şartlarının da mutlaka dikkate alınmasıdır. Köy yolları bir lüks değil, üretimin can damarıdır. Bu gerçeği görmezden gelmek, sadece köylüye değil, aslında hepimize zarar vermektedir.
Atatürk’ün sözünü hatırlayarak tekrar sormak gerekiyor.
Köylü milletin efendisiyse, bugün neden köylünün sesi bu kadar cılız çıkıyor?
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.





